| emre şahin |
|
DevrikYazilar »
BilmiyorumBilmiyorumKendilerine soru sorulan insanların ağzından "bunu bilmiyorum" sözü daha fazla çıksaydı herhalde dünya daha güzel bir yer olurdu. İnsanın gayba iman etmesi ne kadar güç. İnsanın yeryüzündeki sebebinin ve herkesin aktığı noktanın bilinmiyor olması ne kadar ağır bir yük. Bunu tam olarak bilinmeyen bir Allah'a imanla desteklemek ne kadar zor bir iş. Zor bir şey: Falanca noktada ne demek istenmiştir? Karşınızdaki size inanacak, hikmetinizden, anlayışınızdan kuşku duymayacak durumda. Bir yarı-tanrısınız onun için ve ağzınızdan "bilmiyorum" sözünün çıkması gerekiyor. İnsanın devamlı bir imtihan içinde olmasının güzel bir örneğidir. Kişinin yaptığı iyilikler, ilmi ve olduğu şey ne kadar büyük, ne kadar göz alıcı, ne kadar derin olursa olsun, bilmediği bir şey sorulduğunda "bilmiyorum" diyemiyorsa, olduğu şeyin hepsi tersine dönüp sahibini eziveriyor. Dinlerin "sahip"leri, rahipleri, hahamları ve imamlarınca ifsad edilişini düşünün. Birisi gelmiş ve size bilmediğiniz bir şey soruyor, "Ulu Bilge, Adem ile Havva'nın göbek delikleri var mıydı?", "Peki ne yediler de atıldılar cennetten?" Bilgeler bir yere kadar ellerindeki kaynaklarla idare etmeyi denemişlerdir muhakkak, ancak sonrasında şaşmış ve kibirlerine yenilmişler; "Elma yediler", "Buğday yediler", "Kivi yediler"... Hemen hepsi de gidip görmüş gibi anlatır ve sonunda cennetin, Hz. Peygamber'in miracının haritasını bile veren kitaplar ortaya çıkar. "Bilmiyorum, bilgimizin dışında ve önemli olduğuna inanmıyorum" demek ne kadar zormuş ki elimizde bu kadar saçma sapan, hayatın ve imtihanın kendisiyle ilgisi olmayan yığınla hikaye var. Eğlencelik de değil bunlar, hikaye kalsalar belki birilerine örnek olur, birilerinin doğruyu bulmasına vesile olur dersiniz ama bazıları tam ortaya yerleştirilmiş. İslam'da mesela inanç konularıyla ilgili vazgeçilmez hükümlerin bazıları böyle, Yunan felsefesinin derin izlerini taşıyor. Misalen Kur'an'ın yaratılmış mı, Allah'ın ebedi sözü mü olduğu konusu uygulamada herhangi bir değişikliğe yol açmadığı, Allah'a, Peygamberine ve ahiret gününe iman etmiş kişi için doğrusu pek önemli olmaması gerektiği halde; İmam Ahmed b. Hanbel'in (ve diğer bir çoklarının) ölümüne sebep olması düşündürücüdür. Mu'tezile'nin zamanında kendi kendine bir doktrin inşasına girişmiş olmasının, sonunda Eş'ari'lerle başlayan bir "karşı doktrin"e yol açması da neden "bilmiyorum" diyemeyen insanların sonunda ayrılığa sebep olduklarına örnektir. Benim için yukarıdaki sorunun cevabı tam olarak "bilmiyorum"dur, çünkü daha "yaratılma nedir?", "Allah nedir?", "ebediyet nedir?", "Kur'an nedir?" gibi soruların açıklamalarını bilmezken, bunların bir arada olduğu sorularla uğraşmak ancak bir fikir jimnastiği mertebesindedir. (Yapılmalı mıdır? Bilmiyorum, yine de uygulamada kendim için evet, bununla beraber adını "kelam" ve "din" koyarak değil, "felsefe" koyarak ve yaptığınız işin faniliğinin, insan sözünün kainata teşmil edilemeyeceğinin farkında olarak.) Burada "mantıken şöyle oluyor ama" diyecek kişilerin, işte o mantığın ve aklın da neticede kainata bağlı şeyler olduğunu, kainatı yoktan var ettiğine inandığımız Allah'ı ve gaybını anlamak için mantığın (dahası aklın, hissin, ilhamın vs.) pek de yerinde araçlar olmayabileceğini kabul etmelerini beklerim. Yine de bu, Kur'an'ın diğer kitaplar yanındaki özel durumu söz konusu olduğunda, İslam'da daha az. Şahsen, diğer dinlerin bir noktada sapıtmalarının, bilmedikleri şey hakkında konuşmaya başladıktan sonra olduğu kanaatindeyim. Kendilerine bildirilen muhtemelen ağır geldi ve gayba inanmak yerine onu kendi uydurduklarıyla doldurmaya çalıştılar. Gaybın yükünü çekmektense, kendi putlarımızı yapar, onlara taparız. Bugün bir çok insan için umutsuz bir yol olan ve haddinden az "bilen" ateizm ve agnostikliğin kaynağı da işte bu haddinden fazla "bilen" adamlardır herhalde. Her etki bir tepki doğuracak. Bu da ayrı bir konu. (2005-12-17 07:26:04) |
Türkçe English |
| Page last modified on July 19, 2007, at 10:05 PM EST - Powered by PmWiki |