Allah’ın Adaleti, Kulun Adaleti
Bunu bana farkettiren yine geçenlerdeki misafirim oldu... Müslümanların bir kısmı (bugün herhalde büyük kısmı) Allah'ın herkesin hakkını verecek olduğuna dair inançlarını yeryüzünde adaletin peşini bırakarak isbat etmeye çalışıyor. Ancak isbat ettikleri aslında pek de iman etmedikleri, adalet diye bir şeye inanmadıkları ve mümkünse yeryüzünün adaletini kendi omuzlarına yükleyen Allah'ın imtihanından kopya çekerek geçmek istedikleri oluyor.
Adama soruyorsun mesela, falanca yerdeki filanca durumda senin sorumluluğun nedir? Hani "çocuklar ölüyor" misal. "O çocuklar cennete gidecek doğrudan" diyor. İyi de mesele bu değil ki, kendi işini bırakıp neden Allah'ın işiyle meşgul oluyorsun?
Allah'ın kitabının toplumlara dair verdiği bütün rezalet örnekleri dünyevidir. Peygamber kıssalarının hemen hepsi yok olan toplumlarla alakalıdır ve o toplumlar da adaletten bir şekilde uzaklaşmışlardır. Ne kadar güçlü olmuş olsalar da batmışlar, ne kadar fiyakalı binalar kurmuş olsalar da yerin dibine geçmişlerdir. Allah onları anlatırken sadece "cehennem" de diyebilirdi, ancak onları dünyevi cezalarla da cezalandırmış, rezil etmiştir.
Buradan bakınca müslümanların bugünkü rezaletini de anlayabiliyor insan. Allah'ın sırtımıza yüklediği "adil olacaksınız" hükmünü bırakıp, Allah'ın nasılsa adil olduğundan hareketle milleti cennete veya cehenneme göndermeye, "adalet"i de bu şekilde sağlamaya başlayınca rezil olduk. E madem bu kadar kolaydı, neydi Allah'ın Resulünü ve ashabını o kadar savaşla falan uğraştıran? Bilmiyor muydu o insanlar meseleyi "İslam'ı bilmeyen zaten cennete gidecek" deyip Allah'a havale etmeyi? Ümmetin akıllıları sonradan gelmiş herhalde: "nasılsa Allah adil, bizim bu konuyla ilgilenmemize gerek yok, biraz daha namaz kılıp derecemizi yükseltelim."
Hani çok sorulan sorudur: "Müslümanlar neden geri kalmış?" Bunun kısa cevabı da herhalde şudur: Müslümanlar eşyaya adil olmadıkları, insanlara adil olmadıkları, milletlere adil olmadıkları ve kendilerine adil olmadıkları için geri kaldılar.
Müslümanlar eşyaya adil değiller ve bu sebeple bilimden uzaklar. Bildikleri aynen "nasılsa Allah adil"deki gibi, "nasılsa Allah yarattı" deyip bırakmak. Allah eşyaya çeşitli özellikler verip, insanın bunlardan istifadesini sağlamak gibi "boş" işlerle uğraşıyor bunlara göre, Allah insana arıyı ve sivrisineği misal verirken de zaten lüzumsuzluk yapmış. Eşyayı bilmek yerine ezberlediklerini düşünmeden tekrar ederse cennetteki mertebesine mertebe eklenecek, gavur nasılsa bulmuş, yapmış; bu arkadaşlara da gavurun yaptığını "İslam için" kullanmak düşüyor.
Günümüzün bilimi bize eşyanın tabiatının lisan ile tam olarak anlaşılamayacağını ihtar ediyor. Kuantum Mekaniğinin Schrödinger'in Kedisi gibi meseleleri bize (fiziğin değil) lisanın, Gödel'in Tamamsızlık (Incompleteness) Teoremi Aksiyomatik Mantığın sınırlarını çiziyor. Burada da bizim bilime ve onu meydana getirdiğimiz araçlara hakikatin kendisi nazarıyla bakıp hakikate haksızlık etmememiz, bilime de adil davranmamız gereği ortaya çıkıyor. "Bilim hakikattir" lafı gibi "bilim hakikat değildir" lafının da haksızlık olduğunu bilerek adil davranmamız...
Müslümanlar insanlara adil değiller. Onların içinde bulundukları durumu anlamak gibi bir dertleri yok. Birbirlerine adil değiller, ufacık menfaat uğruna pek çok şeyi satabiliyorlar ve kimsenin gerçekte bilmediği bir çok mesele için birbirlerini tekfir edip, haksızlık edebiliyorlar. Eşyaya adil olmadıkları gibi, "söz"e de adil değiller ve lisanın hakikat için ancak bir araç olabileceğini, lisanın hakikatin kendisi olmadığını unutuyorlar.
Hakkı hak, batılı batıl görmek konusunda kendi heveslerine uygun davranıyorlar. Bir suç kendilerine yakın birinden sadır olmuşsa değerini azaltıp, uzak birinden sadır olmuşsa değerini çoğaltıyorlar. Kendi akrabalarından, memleketlerinden, milletlerinden, dinlerinden, mezheplerinden insanları kendilerine yakın görüyor; pek çok zaman "inananların kardeştir"i, "inananlar birbirlerine torpil geçer" şeklinde anlıyorlar.
Müslümanların bugünkü durumunun pek çok durumda inanmamaya sebep teşkil edebileceğini, "bu haldeki adamların dini de kendilerine benzer"in pek de hakikatten uzak bir düşünce şekli olmadığını ve müslümanların bugünkü halinden dolayı veya sorduğu sorular cevaplanmadığı için şüpheye düşüp imanını kaybedenlerin "hakikati gördüğü halde açıkça reddedenler" olmayabileceğini unutuyorlar.
Müslümanlar milletlere adil değiller. Herkesin farklı kültürü olabileceğini, adetlerin ve anlayışların farklı olabileceğini, herkes için farklı yol ve yordamlar yaratıldığını unutuyorlar. Bazıları mesela, anasından öğrendiği dilin her insan için mukaddes olduğunu unutuyor ve insanların kendisine uymasını bekliyor, bu beklentinin bir isyana yol açabileceğini unutuyorlar. Bazıları müzik gibi, resim gibi konuların milli değerler olduğunu, bunların birbirlerinden değerli veya değersiz olmasının ancak insanın içinde yaşadığı ortamdan kaynaklanarak bilinebileceğinin farkında değiller, bunun için mesela "Batı Müziği dinlemek"in, sanatı şu veya bu şekilde yapmanın neticede insanın ondan zevk alıp almamasıyla, kendisini daha iyi hissedip hissetmemesiyle alakalı olduğunu unutuyorlar.
En nihayetinde müslümanlar kendilerine de adil değiller. Müslüman yeryüzünde adaletin sağlanması görevinin kendinde olduğunu unuttuğu gibi mutlak adaletin sağlanmasının Allah olmadan mümkün olmayacağını da unutuyor. Elinden geleni yapmadığında zalim olduğu gibi, her bilginin yarım olabileceğini de unutuyor. Bildiğini nasıl bildiğini unutuyor ve yine vazifesinin bu yarım bilgiyle hareket etmek olduğunu unutuyor. Yarım bilgisini tamamlamak için araştırma yapması gerektiğini unutuyor ve hiç bir zaman tamamlayamayacağını unutuyor.
Günümüzün ahlaken en çürütücü fikri "ahlaki izafiyetçilik"tir. Bir konuda bilgimizin eksik olduğunu kabul etmek, o konuda harekete geçmek için engel değildir. Kendimize adil olup elimizden geleni yaptığımızda, Allah'ın da bize adil olacağına inanmakla mükellefiz. "Peki bu dinlerden ve fikirlerden hangisi doğru?" diyene de yeryüzündeki dilleri örnek vermek mümkün. Bu dillerin hangisi doğru? Ve yine herkes her dili konuşabileceği halde, neden tek bir dil yok? Ve yine insanlar neden tek bir dil olmamasını bahane edip konuşmaktan kaçınmıyorlar? Bir insan lisanını eşyayı en iyi yorumlayacak şekilde işleyebilir ve yine bu her zaman eksik kalacaktır.
(2007-05-06 07:54:21)