Aldım, Berdim, Ben Seni Yendim
Bir yerde Türkçe'ye "ber" diye bir kök uydurup, bunu İngilizce "compute" fiilinin karşılığı olarak kullanmayı öneren bir yazı okudum.
"Compute"un, hesaplama anlamındaki "calculate"ten farklı olduğunu, "computation", "Computer Science" gibi kelimelerin "bilgisayar"dan yola çıkarak oluşturalamayacağını, Türkçe'deki çoğu kök gibi "bil" kökünün de halihazırda çok yüklenmiş olduğunu anlatıyordu. "Ber" bir kök olursa, "Computer Science" "Berbilim", "computation" "berimleme", "computer" da "bergeç" oluyormuş.
Düşüncelerin bazılarında haklı olmakla beraber, "bilgisayar sadece bilgi saymaz" gibi iddiaların, "'computer' da sadece 'compute' etmez" gibi laflarla savuşturulabileceğini düşünüyorum. Yine de yazının anafikrinin, Türkçe'nin bilim dilini karşılama kapasitesinin yüksek olmadığı tezinin doğru olduğunu düşünüyorum.
TDK, artık göndermemeleri için yalvardığım halde beni "günde iki söz" elektronik postalarıyla aydınlatmaya devam ediyor. Dikkatimi çeken, karşılık olarak sundukları kelimelerin çok zaman başka anlamlarının da olması. Yabancı (ve yerli) kelimelere karşılık bulurken buna hiç dikkat etmiyorlar. "Antet"e "başlık" diyor TDK ama, "başlık aynı zamanda antetten başka bir şeydir" demiyor. Çünkü bunu derse, aslında yaptıklarının dili yozlaştırmak olduğu, anlam farklarını yok ettikleri ortaya çıkacak. "Karşılık buluyoruz, Türkçe konuşuyoruz" diye, seksen senedir sözkırımdan geçirdikleri Türkçe'yi düşünce üretmeye yaramayacak hale getirdiklerinin farkında değiller.
Bir Türk gibi düşünmenin aynı zamanda (inansak da, inanmasak da) bir Müslüman gibi düşünmek olduğunu, bin senedir Anadolu'da olmamızın sebebinin İslam olduğunu söyleyen tarihimizi bile bile reddedip, "dilimizi Arapça ve Farsça'nın boyunduruğundan kurtaralım" derken aslında bugünkü cerahat kültürünü inşa ettiğimizin farkında değil miydik acaba?
"Q" harfinin şeklinin beğenilmediği için alfabeye alınmadığı, bin senelik kelimelerin, kelime ilişkilerinin, etimolojinin yok edildiği bir dil devrimi yaşadık ve bu yanlıştı. Atatürk yanlış yaptığını gördüğünde geri adım atabilecek kadar akıllı bir adamdı, takipçisi olduğunu söyleyenlerse maşallah kazık gibi. İyi bir askerin aynı zamanda iyi bir dilci de olması gerektiğine ancak bizim memlekette inanılırdı zaten, Türkmenbaşı ay isimlerini değiştirdi diye gülenlerin, dildeki kelimeleri değiştirmeye çalışmaya toz kondurmamaları da ancak bizim memlekette olabilirdi. Napoleon Fransız dilinde devrim yapmaya kalksa herhalde çarmıha gererlerdi, Fransız devrimi ay isimlerini ve takvimi bile değiştirmiş, bir tek dile dokunmamıştı. Bugün, isteyenler varsa da, öğretilmesi zor ve anlamsız derecede karışık İngiliz imlasını değiştirmeye herhalde kimsenin gücü yetmez. Yine de Türkçe'de hala insanlar kafayı kilit noktalarda eser miktarda kalmış kadim kelimelerin kullanılmasına takabiliyor.
Sıkıysa "köy"e (Farsça), "zaman"a (Arapça), "örnek"e (Ermenice), "sınır"a (Rumca) karşılık bulun demek lazım. Sırf İslam kokuyor diye attılar "hususi"yi, "misal"i, "saik"i, "eser"i ve Türkçe'yi bir imparatorluk dili yapan bütün kelimeleri, halbuki mesela Babanzade Ahmet Naim Bey'in 1920'lerdeki çalışmalarında bugün karşılığını uydurmak zorunda kaldığımız bir çok felsefi kavramın karşılıkları Arapça kaynaklı olarak verilmişti ve mesela TDK'ya sorsanız "uyum" diyeceği Fransızca "concordance" için "tevafuk", Mantık Terimleri Sözlüğünde "tümel-evetleme" diye geçen Fransızca "conjonction" için "rabıta" karşılıkları sunulmuştu.
Bir de estetik konusu var. Uydurulan kelimelerin kulak tırmalamasına özellikle gayret ediliyor gibi. "Eser" yerine "çaput" der gibi "yapıt", Türkçe'de "z" sesinden sonra "c" gelmesi uygun olmadığı halde "sözcük" (ki ben bunu genelde "sözjük" diye telaffuz ettiğimi veya z ile c arasında durakladığımı farkettim), "desen" diye bir karşılığı olduğu halde "pattern" için "örüntü" derler. Kelimeyi bilmeyen bir adama gidip "örüntü oğlu örüntü" deseniz, gözünüzün üstüne yumruğu yersiniz herhalde, bu kelime o kadar kötü duruyor.
Bu millet Arapça diye "ve"yi kullanmak istemeyen ve onun yerine "ile"yi öne süren adamlar da tanıdı. İlkokul talebesi bile bilir, "ile" ile "ve"nin farklı olduğunu. "Ahmet ile Ayşe ve Mehmet ile Fatma sokakta karşılaştılar." demek bile yeterlidir bunun için ama değiştirmeyi düşünmek için "büyük edebiyatçı" olmak gerekiyor sanırım... (Ben de bir ara bunun tam tersini, Arapça "ve bundan dolayı, bundan sonra" anlamındaki "fe"yi Türkçe'de kullanmayı düşünmüş ama zamanın ruhuna uymadığını ve kimsenin anlamayacağını düşündüğüm için vazgeçmiştim. "Ali bir yazı yazdı fe hapse girdi", "Ali bir yazı yazdı ve bundan dolayı hapse girdi" demek olacaktı ama zaten kimse kullanmaz diye vazgeçmiştim.)
Hasılı, kelime yapmaya, "compute" için "bermek" demeye falan karşı değilim, Dil Kurumu'nun çoğu karşılığından daha iyi bu. Tutarsa ben de kullanırım, mesele anlaşmaktır. Yine de bu uydurma faaliyetinin Türkçe'yi tüm kaynaklarıyla öğrendikten ve estetik açıdan şiir yazdıktan sonra olması gerektiğine inanırım. Türkçe'de kullanılmış, kullananların anladığı herhangi bir kelime Türkçe'dir. Türklerin konuştuğu dile Türkçe denir ve cahilin birisi kalkıp, aslında "şebeke" diye karşılanması gereken "network"e, "ağ" diye bir karşılık buldu diye, "network"ü kullananlara çemkirmem. Sonra "web" kullanan adamlara da "ağ" kullanın demek gerekir, "Internet"e de "genelev" der gibi "Genel Ağ" derler (aslında uymuş, düşününce, bu kadar pornoya "genel ağ"). Sonra da biri kalkar neden bunların hepsi "ağ" diye sorar. Ben de bacaklarının arasını ancak böyle örtüyorlar da ondan derim.
Ben hem gerici, hem konuşurken İngilizce kelimeler kullanan satılmış bir Bilkentliyim ne de olsa...
(2007-01-17 12:00:03)