DevrikYazilar »

Ahlakin Kaynagi Olarak Kimlik

Ahlakın Kaynağı Olarak Kimlik

Seküler bir ahlakın kaynağı nedir? İnsanların sadece dünyevi saiklerle doğru olmasını te'min etmenin yolu nedir?

Çok basit bir örnek, şikayet edemeyecek durumda olan birine zarar verir misiniz? Bu zararın karşılığında bir haz elde edecek olsanız. Kimse duymayacak, kimse bilmeyecek, hatta siz bile unutacaksınız. Bu durumda, dünyevi hangi saik adına kişi doğru kalabilir?

Bunu bir yolu var, kimlik dediğimiz bir şey. Kişi "kötü" olmayı kendine saygısından dolayı "beceremeyebilir." Ancak bu kuvvetli bir eğitim ve kimlik tanımlaması gerektiren bir şey. Modern ailenin yaratmaya çalıştığı şey de tam olarak bu. (Burada kimlik gelişiminde "öteki"nin rolünden bahsetmek gerekebilir. "Sen 'çingene' misin de küfrediyorsun arkadaşlarına." Ancak bu başka bir konu.)

Benim aklıma bu çeşit bir özsaygıdan gayrı bir şey gelmiyor, kişilerin doğru olmasını ancak kuvvetli ve kendisine uygun bir eğitimin sonucunda sağlamak mümkün. Dini ahlak gibi basit insanların, basit sebep sonuç ilişkileri içinde anlayabilecekleri bir şey değil bu, "ben vatanımı üç kuruşa satacak adam değilim" diyen bir insanın psikolojisini çok ciddi incelemek gerekiyor, zira üç kuruşa satmayan adam, beş kuruşa satmaya karar verebiliyor, kişi kimliğinin eksilerini, artılarıyla telafi edebileceğini gördüğünde bu yola sapıyor. Bir memur, üç kuruşa tamah edip, kendine saygısını yitirmeyebilir, ama ona yeni bir hayat yaratacak kadar para verirseniz, muhtemelen başka yollardan saygısını yeniden inşa etmek üzere teklifinizi kabul edecektir. "Hem bir defacıktan ne olur ki, sonrasında ailemin hayallerini gerçekleştirebileceksem?" "Sonra bunu kabul etmediğime pişman olmak da vardı."

Bununla beraber bu çeşit kimliğe dayalı bir ahlakın çeşitli problemleri olduğu da vaki. Birincisi, bu çeşit bir ahlak çok hassas dengeler üzerine oturuyor ve bu dengelerin bir kısmı maddi kaynaklardan besleniyor. Bu da kişilerin, ahlaki dengelerini korumak için sadece kendi anlayışlarına değil, maddi imkanlara da ihtiyaçları olduğunu gösterir. Uzun lafın kısası, kimlikten kaynaklanan ahlak, ortada bütün köpeklere yetecek kemik varken işe yarar, ancak ne zaman ki kişiler kimliklerini maddiyatla besleyemez hale gelir, "biz zeytinyağı alamayacak aile miydik bey?" soruları başlar, kimlik de, maddiyatsızlıktan dolayı can çekişmeye durur.

İkinci problem her neslin, bir sonraki üzerinde, tekrar ve tekrar şuurlu bir şekilde kimlik inşaına girişmesi şartıdır. Her taraftan ahlaksızlığın fışkırdığı bizimki gibi bir coğrafyanın, bizimki gibi bir zamanında, insanların bütün sorulara, doğru olarak cevap verebilmesi zordur. Her nesilde bazı şeylerden, diğerleri adına vazgeçilmek zorunda kalınır. Sonunda, mesela şu an bu ülkede olduğu gibi, devlete ve insanlara yalan söylemenin bir ölçüde meşru görüldüğü, rüşvetin hemen herkes tarafından kullanıldığı, bir çok çevrede zinanın anlaşılabilir olduğu bir durum ortaya çıkar. İnsanlar sonunda -zamanımızda olduğu gibi- çamur içinde yaşamaya başlarlar.

Kimliğe dayalı üçüncü -ve bence en büyük- problem de, ahlaki her anlayışın ele almak zorunda olduğu, kötülüğe karşı duruş problemidir. Kimlik, kötülüğü sadece ötekileştirebilir, ancak bu "öteki" bir çekiciliğe sahipse ve eğer kendisine sunulan kimlik kişinin kalıplarına uygun bir gömlek değilse, ötekileştirdiği kendisine sunulan kimlik olur ve kaş yapayım derken göz çıkarırsınız. Bunun en önemli örneklerinden birisi, çiğ ve dar bir İslami kimlik sahibi kılınmaya çalışılan bir çok insanın bunun tam tersi bir yerde duruşlarını noktalamış olmalarıdır. Tersi de mümkündür, çiğ bir ateizm kişiyi sonunda dindar yapabilir.

Ancak üçüncü problemin getirdiği genel eğilim, kötülüğün iyilik üzerinde çoğu zaman hakimiyet kurmasıdır. Ahlaklı kişi, her türlü toplumsal cihaz ve ilişki ahlaksız olsa dahi ahlaklı kalabilen kişidir. Kimlik ise, netice itibariyle toplumsal bir kavram olduğu, kişinin kendini nasıl gördüğü kadar nasıl görüldüğünden de etkilenir ve kötü olmak, el üstünde tutulmak anlamına geliyor ve "kuvvetlilik" ve "mutluluk" vaadediyorsa, kötülüğün önüne konulabilecek bir set kalmamış olur.

Bu yazı, kimliğe ve ahlaka ilişkin giriş yazılarından biri. Bunu dini ahlakla şöyle bağlamak yerinde olur sanırım: Bizim dini ahlaktan anladığımız şey, geleneksel ahlaktır ve bu da haddizatında burada bahsedilen kimlikten kaynaklanan ahlakın ta kendisidir. Bizim içinde bulunduğumuz çamur-toplumdan duyduğumuz tiksintiyle kendilerine özendiğimiz atalarımızın ahlakının da, temel saikleri itibariyle seküler bir ahlak olabileceğini düşünmemiz ve o zamandan bu zamana gelen "bozulma"nın, aslında maddi sebeplerdeki değişikliklerden başka bir şey olmadığını iddia edebilmemiz gerekir. Neticesi şudur: dedelerimiz düşündüğümüz kadar düzgün insanlar olsalardı, bizim bugün bu halde bulunmamamız gerekirdi. Onlar iyi ile kötüyü ayıran "faruk" kişilerden ziyade, kimlikleri büyük ölçüde iyi ile yoğrulduğu ve kötülük kendilerine ulaşmadığı için iyi kalmış kimselerdi. Toplumsal bağlara bu derece önem vermelerinin, gelenek gelenek diye tutturup, kurtuluşu, tersine çevrilmesi muhal bir oluşu tersyüz etmekte aramalarının sebebi bu olmalı...

Her ne ise de, bugünden sonra gidilecek yer, dün olmayacaktır. Zira dün eğer daha iyi bir şey doğurabilseydi, zaten bugün onu arıyor olmazdık.

(2005-05-31 01:39:06)

Son Değişiklikler

Yazıları Eposta İle Al

Türkçe

English

Mercektekiler

edit SideBar

Page last modified on July 19, 2007, at 10:05 PM EST - Powered by PmWiki

^