DevrikYazılar »

Hakimiyet Meselesi

Hakimiyet Meselesi

Türkiye'nin gerçekten İslamî bir yönetime kayma ihtimali var mı? Türkiye'nin İslamcıları, ülkenin siyasetinde önemli bir rol üstlenebilir mi? Türkiye'nin önünde şeriat gibi bir "tehlike" mevcut mudur?

Aslında "İslamcılık nedir?" diye başlamam lazım böyle bir yazıya. Aklımdaki, hemen hemen şuradaki gibi, okuyanların bir çoğu için hayli "radikal" gelebilecek bir düşünce sistemi. Daha doğrusu "retorik."

O siteden alıntılamak gerekirse, bir İslam devleti ile kastedilen az çok aşağıdaki gibi bir kurumdur.

"Hüküm yalnız Allah'ındır ve O yalnız kendisine ibadet etmenizi emretmiştir"”(Yusuf:40 meali)
İslami devletin esas vasıfları Kuranı Kerim'in açıkça beyan ettiği şekilde aşağıdakiler gibi çıkarılabilir.
1. Hiçbir şahıs, sınıf veya gurup, hatta bir bütün olarak devletin kapsamı, hakimiyet talebinde bulunamaz.
2. Allah, yegane kanun koyucudur. Ve mutlak kanun yapma O’na aittir. İnsanlar tamamen bağımsız olarak kanun yapma yetkisine sahip değildir. Ne de Allah’ın koyduğu herhangi bir kanunu değiştirebilirler. Bu kanun yapmak veya kanun değiştirmek arzusu ilahi kanunlarla aynı doğrultuda olsa dahi.
3. İslami devlet bütün yönleriyle Peygamber sav vasıtasıyla bildirilen Allah’ın koyduğu kanunlara göre kurulmuş olmalıdır...İslam, halk hakimiyeti görüşünü tamamen reddeder..Demokrasinin, halk hakimiyeti üzerine kurulduğu iddia edilmektedir, fakat örnekler önümüzdedir; bir devletin teb’ası olan halk hem kanun yapmada hem de kanunların yürütülmesinde görev almazlar. Hakimiyetlerini seçilmiş delegeler vasıtasıyla icra ettirmeleri gerekir. Seçilen bu vekiller onlar adına kanun yapıp tatbik ederler. (İslamda Siyasi Sistem-Mevdudi)

Yazının geneli de, burada olduğu minvalde bir "hakimiyet kimindir?" bakış açısıyla yazıldığı için, konu çok defa Allah'ın hakimiyetinin, insanın hakimiyetiyle kontrasta düşürülüp, günümüz düzenlerinin nasıl da İslam'la uzlaşmaz olduğunu isbat etmeye çalışıyor. Hemen hepsi siyak ve sibakından koparılmış ayet mealleri de bu konuda hayli destekleyici mahiyette.

Burada anlamaya çalışacağım soru ise, müslümanların ağızlarında bu denli sakız ettikleri "Hakimiyet Allah'ındır" sloganının gerçekte ne demek olduğu. Misalen, yukardaki alıntının 2. maddesinde yer alan "Allah yegane kanun koyucudur" ne demektir?

Şimdi, buradan benim anladığım, Allah'ın tek yasama otoritesi olarak görev yapmasıdır. Yani, insanlar, kendi ihtiyaçlarını en iyi bilen rablerinin buyruğuna göre yaşayacaklar ve bu sayede insanın insana tasallutu söz konusu olmayacaktır. Kısa ve öz bir çözüm.

Lakin, bir sorun var ki, o da şu: Allah her gün konuştuğumuz, derdimizi anlattığımız, siyasi, sosyal, ekonomik meselelerde danıştığımız bir merci değil. En azından benim kendisiyle direkt bir haberleşme kanalım yok. Her ne kadar ideal durumda kanunları Allah'ın yapmasını bekliyorsak da, aslında elimizde sayısı sınırlı ayetler ve hadislerin ışığında, belli kriterlere göre karar vermeye çabalayan ve hemen her konuda birilerinin farklı bir görüş serdettiği bir literatür var. "Allah'ın hakimiyeti"ndeki anlam, eğer gelip, aramızdaki hükmü bizzat kendisinin vermesiyse, böyle bir şey olmuyor. "Hakimiyet Allah'ındır"daki o kristal netliğindeki iddia, bunun pratik işleyişine baktığımızda, aslında "hakimiyet Allah adına konuşanlarındır" demek haline geliyor.

Elimizde Allah'la direkt olarak konuşan kimse olmadığında, ister istemez ikinci, üçüncü kaynaklara kalıyoruz. Bunlar da, her ne kadar "Hakimiyet Allah'ındır" diye başlasalar da, hakimiyet kendilerine kalıyor. Eğer Hz. Peygamber'in şer'i anlamda mutlak son kaynak olduğuna, alimlerin ona nisbetle tali kaynaklar olduğuna inanıyorsak; tekrar bir Peygamber gelip bize Allah'tan haber getirmeyeceğine göre, "hakimiyet literatüründür" demek de mümkün, kimsenin kalkıp, o yazıda anılan, misalen, "Yoksa onların Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? (Şura:21 meali)" gibi bir ayeti inkar etmesi mümkün değil.

Peki çözüm var mı? Bir noktada sağı solu tekfir etmeden ilerlemek mümkün değilmiş gibi geliyor. Literatür adına konuşmaya başladığınızda, elinizde 1400 yılın mirası, istediğiniz sonuca varacak bir aracınız olmuş oluyor. Allah'ın her dediği o kadar açık ki, sonunda içinde bulunduğunuz düzeni yıkmak için her türlü çaba içine girmek mübah hale geliyor. "Hakimiyet Allah'ındır, o halde benim dediğim olmalıdır."

Peki bir insanın hakimiyeti Allah'ın elinden alması veya onun eline vermesi gerçekte mümkün mü? Hz. Peygamber'i, vahyin insanlara ulaşmasındaki son kaynak olarak görürsek, pek de mümkün değil. Birilerinin İslam adına konuşması, her ne kadar sağlam bir retorikten kaynaklanıyorsa da, -eğer zaten elinde değilse- hakimiyeti Allah'a vermiyor ve onun elinden de aslında almıyor. Ancak birileri konuyla yeterince ilgili ve bilgili olduklarından, kendi sözlerine Allah'ınkileri katıp, Allah adına hakimiyet tesis etmek istiyorlar.

Kitap, bizlere, bugünkü karmaşıklıktaki bir dünyada nasıl yaşayacağımızı bire bir anlatmadı. Biz bunu, ister istemez kendi aklımız veya güvendiğimiz insanların aklı vasıtasıyla öğrenmek durumundayız. Peki bu "insanların hakimiyeti" olmuyor mu? Kitapta bütün mümkün durumların hükmü yok, bazıları sünnete, bazıları diğer kaynaklara bırakılmış, bunları takip eden Allah'ın hakimiyetini inkar etmediğini nasıl isbat edebilir?

Din ve inanç, ister istemez kişilerin kendisine bağlıdır. Bir insan, hayatta hangi sözü Allah'ın sözü, hangi sözü insanların sözü, hangi düzeni Allah'ın hakimiyeti, hangi düzeni insanların hakimiyeti göreceğine kendi karar verir. Zira Allah, herkesin üzerinde ittifak ettiği bir "şey" değil, herkesin farklı farklı algıladığı ve inandığı -veya inanmadığı- bir kavramdır. Allah'ın hakimiyetinden bahsetmek de, eninde sonunda "müphem'in hakimiyetinden" bahsetmeye döner.

Bir insanın hemen burada bulunan adalet prensibiyle değil de, bir kitaptan alıntıyla adaleti sağlamaya çalışması daha mı adildir? Allah'ın istediğine daha mı uygundur? Yoksa bu, müslümanların inceden inceye elden geçirilmiş ve murakabe edilmiş bir adalet anlayışı olmadığından mı daha kolay gelmektedir? Müslümanlar Allah'ın kendilerine verdiği kanunların gerçekte adil olmadığından şüphe ettikleri için mi Allah'ı fazlasıyla konuşturmak ihtiyacı duymaktadırlar?

Bu sorular bir yönden gerçek soru, bir yönden retorik. Neticede adil olduğu etrafındaki müslüman olmayanlarca da tasdik edilmiş bir peygamberin ümmetinin, adalet adına bu kadar zayıf bir duruş sergilemesi; işte "Allah'ın hakimiyeti" edebiyatının asıl kaynağı bu olsa gerek.

Son Değişiklikler

İletişim - (e-mail)

Türkçe

English

İzlediğim Bloglar

edit SideBar

Page last modified on August 28, 2008, at 10:26 PM EST - Powered by PmWiki

^